Ülkemiz tarihi, coğrafik ve jeopolitik olarak eşsiz bir ülke şüphesiz. Türkiye’nin saymakla bitiremeyeceğimiz güzelliklerinden biri de yemek kültürü. Her yöresinin, her bölgesinin ayrı bir tadı, ayrı bir kültürü olan Türkiye; gastronomi alanında dünyanın en gözde ülkesi konumunda.

İşte bu her yöresinden lezzet saçan ülkenin, ünü kıtaları aşmış bir takım özel yiyecekleri mevcut. Bu lezzetlerden biri de hiç kuşku yok ki çiğköfte. Menşei başta Şanlıurfa ve Adıyaman olmak üzere Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi olan Çiğköfte, her bölgede ve şehirde beğeniyle tüketilmektedir.

Çiğköfte Ne Zaman Bulunmuştur?

Türk damak tadının vazgeçilmez lezzetlerinden olan çiğköftenin tarihi hakkında Şanlıurfa ve Adıyaman bölgelerinde çeşitli rivayetler mevcuttur. Bunlardan en bilineni Hz. İbrahim’in Şanlıurfa Balıklıgöl’de Nemrut tarafından ateşe atılması ve sonrasında bulunduğudur.

Çiğköftenin tarihinin M.Ö 2000’li yılların başına tekabül ettiği rivayet edilmektedir. Dönemin kralı Nemrut, halk tarafından tapınılan putları kırdığı ve kendisine karşı çıktığı gerekçesiyle Hz. İbrahim peygamberi cezalandırmak istemiş ve bunun için de büyükçe bir ateş yakılmasını emretmiştir. Halk tarafından etrafta ne kadar çalı, çırpı, odun ve benzeri yakılacak nesne varsa ateşe atılmış ve görenleri dehşete düşürecek büyüklükte bir ateş hazırlanmıştır. Hz. İbrahim’in atıldığı ateş izleyenlerin şaşkın bakışları arasında suya dönüşmüş, ateşin içinde yer alan odunlar da suyun içinde gezinen balık halini almıştır.

Çiğköfteyi Kim Bulmuştur?

Rivayet 1:

  • Dönemin halkı ateş yakmak için gerekli bütün nesnelerin Hz. İbrahim’i yakmak üzere hazırlanan ateşe atılması nedeniyle yakacak tek bir dal dahi bulamamaktadır. Olan bitenden habersiz bir avcı, dağda avladığı ceylanı evine getirir. Karısı ceylanı pişirecek ateş yakamayacağını belirtince avcı da bir çare bulmasını, yoksa çocuklarının aç kalacağını söyler. Bunun üzerine kadın, ceylanın sağ arka bacağının yağsız kısmından bir but alır ve eti taşla döverek ezer. Daha sonra ezilmiş ve yumuşamış eti bulgur, biber ve tuzla yoğurarak bir yemek haline getirir. Böylece bu kadın hem çocuklarını aç bırakmamış hem de günümüzde doya doya yediğimiz eşsiz çiğköftenin mucidi olmuştur.

Rivayet 2:

  • Bir diğer rivayete göre ise, kaynaklarda ismi Emile olarak geçen Hz. İbrahim peygamberin annesi, çiğköftenin ilk örneğini yapan şahıs olduğu anlatılmaktadır. Dönemin kralı Nemrut bir gün bir rüya görür. Rüyasında birinin geldiğini ve tahtından kaldırıp kendisini alaşağı ettiğini gören Nemrut, gördüğü rüyayı tabir ettirmek için dönemin müneccimlerini çağırtır. Müneccimler ona yeni bir dinin ve peygamberin geleceğini ve Nemrut’un saltanatını yıkacağını söyleyip tedbir alması gerektiğini tembihler. Bunun üzerine Nemrut; bundan sonra kimsenin çocuk sahibi olmayacağını, doğan çocukların da öldürüleceğini emreder. O sırada Hz. İbrahim’e hamile olan annesi gizlice bir mağaraya sığınır ve doğumu o mağarada gerçekleştirir. Mağarada yerinin belli olmaması için ateş yakamayan Hz. İbrahim’in annesi bir ceylanın bacağından yağsız bir but almış, onu taşla ezdikten sonra yanında getirdiği bulgur, tuz ve biberle karıştırmak suretiyle İbrahim peygambere yedirmiştir.

Rivayet 3:

  • Bir başka rivayette ise yakılan ateşin büyüklüğünden etkilenen ve dehşet içerisine düşen yöre halkı, bir daha ateş yakmaya cesaret edemez ve bütün yiyecekleri çiğ olarak tüketmeye başlar. Ancak, et sert olduğu ve çiğnenmesi zor olduğu için çiğ şekilde tüketilebilecek bir besin kaynağı değildir. Bunun üzerine insanlar eti biber ve diğer baharatlarla karıştırarak yoğurmaya başlarlar. Yoğurulan et yumuşar ve yenmeye daha hazır bir forma dönüşür. Bu rivayete göre bulunuşunun anonim kabul edildiği çiğköfte, başlarda yalnızca et ve biberden oluşurken zamanla içerisine bulgur, yeşillik ve diğer baharatlar eklenir.

Rivayet 4:

  • Yine bir rivayete göre de Nemrut’un Hz. İbrahim’e ve onun peşinden gidip Allah’a iman ettiği bir dönemde Hz. İbrahim, müminlere Nemrut zulmünden zarar görmemeleri için dağlara kaçmalarını tembihlemiştir. Yanlarına da saklaması ve taşıması kolay olan ve besleyici değeri yüksek olan bulguru almalarını söylemiştir. Hz. İbrahim’in tavsiyesine uyup yanlarındaki hayvanlarla beraber dağa çıkan müminler kestikleri hayvanlarını kaya tuzunun içinde kurutmuşlar ve kuruyan etleri de tokmaklarla döverek içindeki yağı ve siniri ayrıştırmışlardır. Bu şekilde tüketilmeye daha müsait hale gelen eti baharat ve bulgurla birlikte yoğurarak çiğköftenin bilinen ilk örneğini sunmuşlardır.

Her dört rivayette de çiğköftenin tarihi ve dönemi hakkında mutabakata varılmıştır. Çiğköftenin Hz. İbrahim ve Nemrut zamanında bulunan bir yiyecek olduğu bu rivayetlerin anlatıldığı bölgelerde kabul edilmektedir. Şanlıurfa ve Adıyaman yöresinden insanlara göre çiğköfte, Türk mutfağına Hz. İbrahim peygamber döneminden kalma bir mirastır.

Nesiller boyunca zevkle ve iştahla tüketilen, yediden yetmiş yediye herkesin damak tadına uyan ve vazgeçilmezi olan çiğköfte günümüzde de aynı iştah ve zevkle yenilmektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinden çıkıp Türk mutfağının vazgeçilmez lezzeti haline gelen çiğköfte; ülkenin dört bir yanında gerek evlerde, gerekse günümüzde bir endüstri halini alan çiğköfte zincirlerinde afiyetle tüketilmektedir.